ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nı açmak üzere başlattığı “Özgürlük Operasyonu”nu 24 saat sürmeden durdurduğunu açıkladı.
Uzun analizlere gerek yok. Trump’ın 24 saat dolmadan çark etmesinin nedeni, bu türden bir operasyonun başarı şansının olmamasıydı.
İran’ın Hürmüz’ü ABD ve İsrail gemilerine kapatmasından beri çare arayan Trump yönetimi, ne NATO müttefiklerinden yardım alabildi ne “ablukaya abluka” taktiğiyle sorunu çözebildi ve ne de sözde özgürlük operasyonuyla...
Daha vahimi de şu:
ABD’NİN HEDEFLERİ FİYASKO
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesindeki statüsüne dönmesini istiyoruz” dedi. Haliyle Amerikalılar soruyor: “O zaman savaşa neden girdik?”
Böylece bu sonuncusu da dahil, ABD yönetiminin açıkladığı hiçbir hedef gerçekleşmemiş oldu. Ne rejim değişikliği ne halk ayaklanması ne Kürtlerin harekete geçmesi ne füze kapasitesinin imhası ne Tahran’ın siyasi iradesinin kırılabilmesi...
Hepsi fiyasko, üstüne şimdi “Hürmüz’de savaş öncesi statüye dönme” hedefi ilan ediliyorlar. Ama ABD için acı tablo artık şudur: Yenildiler, Hürmüz’ü ele geçiremediler ve şimdi “Bari eskisi gibi kalsın” diyorlar.
HÜRMÜZ’ÜN STATÜSÜ
ABD, Hürmüz Boğazı’nın savaştan önceki statüsüne razıysa da İran pek razı görünmüyor. Önceki yazımızda da işaret ettiğimiz gibi Tahran Hürmüz Boğazı’nın nasıl yönetileceğini kritik önemde görüyor.
İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad’a göre “Hürmüz’ün yönetim biçimi petrolün millileştirilmesi kadar önemli”, İran Meclisi Bayındırlık Komisyonu Başkanı Muhammed Rıza Rızai’ye göre “Hürmüz Boğazı’nı yönetmek, nükleer silah elde etmekten daha önemli”.
KİM KORSAN?
ABD tam bir çaresizlik içinde ve bu da Trump ve diğer yöneticilerin açıklamalarına yansıyor. Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun son açıklaması, ABD diplomasisinin de nasıl tel tel döküldüğünü resmetti.
Rubio, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının “uluslararası hukuka temelden aykırı” olduğunu savundu ve Tahran yönetiminin bu tutumunu “korsanlık” diye niteledi. Oysa iki gün önce ABD Başkanı Trump, tersine kendilerini “korsan” ilan etmişti: Gemilere yaptıkları operasyonu anlatırken “Petrole el koyuyoruz. Çok kârlı bir iş. Korsanlar gibiyiz” demişti.
Hürmüz’ün kapatılmasının hukukuna gelirsek... ABD’nin İran’ı ezmek amacıyla savaş gemilerini Hürmüz Boğazı’ndan geçirmeyi kendine hak görmesi ama İran’ın kendini savunmak amacıyla Hürmüz’ü ABD ve İsrail’e kapatmasını uluslararası hukuka aykırı bulması, en hafifinden emperyalizmin ikiyüzlülüğüdür.
RUBİO BM’DEN YARDIM İSTEDİ
Rubio’nun BM’yi göreve çağıran şu sözleri ise düştükleri çaresizliğin nasıl bir trajediye dönüştüğünü resmediyor: “BM’den İran’a, gemileri havaya uçurmayı durdurması, mayınları kaldırması ve insani yardım geçişine izin vermesi çağrısında bulunmasını istiyoruz. Eğer uluslararası toplum bunu çözemez ise o zaman BM sistemi ne işe yarıyor?”
- ABD BM’den İran’a karşı yardım istiyor. Peki İran’a saldırırken BM’ye danıştı mı? Tersine BM şartını ihlal etti.
- ABD, BM’den İran’a “gemileri havaya uçurmayı durdurma” çağrısı yapmasını istiyor. Peki ABD saldırdığı 40 gün boyunca kaç gemi vurdu? Trump övüne övüne her gün İran gemilerini nasıl vurduklarını ekranlardan anlatmıyor muydu?
- ABD, İran’ın insanı geçişlere izin vermesi için BM’den yardım istiyor. Hangi insani geçiş? Körfez ülkelerindeki ABD üslerine silah ve mühimmat taşıyan gemiler insani geçiş mi yapıyor? ABD insani geçişlere çok duyarlıysa, önce ileri karakolu İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren gemilere saldırmasını önlemeli, Küba’ya uyguladığı ablukayı kaldırmalı!
Tam bir yalancılık ve ikiyüzlülük.
TRUMP İLK KEZ DOĞRU SÖYLEDİ
Rubio’nun yalanları, Trump’ın yalanlarıyla yarışacak düzeydeydi kısacası.
Hatta Trump, Rubio’nun yalanları sıraladığı gün, ilk kez bir konuda doğru söyledi: “Eğer İran, nükleer silaha sahip olsaydı bugün belki de burada olamazdık.”
Evet, en yalın gerçek budur: İran’ın nükleer silahı olsaydı ABD İran’a saldıramazdı!