Dünya

Sevginin gerekliliği

03.05.2026 11:52 1 görüntülenme
Sevginin gerekliliği

“Sevmek” ve “gereklilik” yan yana durduğunda sevme deneyimi üzerine bir gölge düşer gibidir. Sevmek, özgürlüğü çağrıştırırken gereklilik zorunluluğu ima eder.

“Sevmek” ve “gereklilik” yan yana durduğunda sevme deneyimi üzerine bir gölge düşer gibidir. Sevmek, özgürlüğü çağrıştırırken gereklilik zorunluluğu ima eder. Bu ikisinin; özgürlükle zorunluluğun yan yana nasıl durduğunu anlamak zor gibi görünse de Kant’ın çözümü dikkate değerdir. İnsan bedeniyle doğaya, zorunluluk alanına aittir ancak düşünce yetisiyle özgürdür.

Peki bu iki alanı, zorunlulukla özgürlüğü birbirine bağlayan nedir? Kant, “Yargı yetisidir” diyor ama biz bu kez Luce Irigaray’a kulak vereceğiz. Irigaray, “Sevgidir” diyor. Sevgi, geleneğimizin sıklıkla ayırdığı beden ve ruh arasındaki sürekliliği onaran, içimizdeki fiziksel hisle tinsel hissi birleştirmeyi başaran şeydir.*

Irigaray, “Sevgi ötekine dışımızda olduğu kadar içimizde de bir yer ve zaman açar. Böylece ötekinin bize emanet ettiği bu varlık yaşayabilir, büyüyebilir, filizlenebilir. Bu arzunun aceleciliğiyle gerçekleşmesi mümkün olmayan bir durumdur” diyor.

SEVGİNİN ETKİLERİ

Ötekine içimizde yer açan sevgi siperlerin indirilmesine, egomuzun geri çekilmesine neden olan şeydir. Bizi ötekinin beklentisine uygun olmaya mecbur bırakır. Bu mecburiyet insanda insanca olan işitmenin ve konuşmanın yaşam bulmasıdır.

Sevgiyle teslim olduğumuz kişi bizden onu dinlememizi, ona kulak vermemizi ister. Konuşmaya verdiğimiz önem yerini konuşulana verilen öneme bırakır. İçimizde bize ait olayan sözcüklere yer açılırken yeni bir kendilik, ötekinin içimizde oluşturduğu bir kendilik aynı zamanda bir coşkuya neden olur. Bu coşku birbirimize karşı özenli olmaktan daha fazlasıdır.

Irigaray şöyle diyor: “Neredeyse ilahi bir hevesle hareket edebilmek için kendimizi bırakmamızı telkin eden coşku, geleni dinleyebilmek ve onu karşılayabilmek için frenlenmeli, geri çekilmeli, içine kapanmalıdır. Coşku kaygısızca akmamalı, paylaşmaya uygun ortamı hazırlamak için kendini tutmalıdır. Konuşmanın büyüsüne kapılmak yerine dinlemelidir.”

EN GİZLİ HALİN TESLİMİ

Eğer bunu başarırsak konuşmada akan sevgi bizden kendini dile getirdiğinde dinleme ve konuşmanın birbirinden hiç ayrılmadığını, iç içe geçtiğini  anlamak mümkündür. Sevgi bizden konuşurken ne söylediğimizi bilmeden ötekine en gizli halimizi teslim edendir.

Teslim ettiğimiz sözün ne olduğunu bile bilmeden birbirimize sözümüzü vermek… Karışarak karşılaşmak bu olsa gerek. Baş döndürücü. Hangi söz bana ait, hangi söz ötekine? Ben sensem, sen kimsin ve de ben kimim? Öznellikleri eriten bu deneyim varlığımızın kökü olabilir mi?

Bazılarımız nereden geldiğimizi, kimden ya da neyden geldiğimizi hep merak ederiz. Irigaray, “Varlığı kök saldığı yer ile bilinen bir ağaç olmaktır belki de en derin düşümüz” diyor. Belki de ağaçları bu kadar hayranlıkla seyretme nedenimiz onların dallar, gövdeleri ya da yaprakları değildir; bir kökleri olduğunu içten içe biliyor olmamızdır.

Sahi, nerededir varlığımızın kökleri? Bu soruya verilen şu yanıt oldukça değerli: “İki kişi arasındaki birleşmeden bir olarak doğarız. İki farklı varlık arasındaki birleşmenin meyveleriyiz her birimiz. Varlığımız, iki insanın arasındaki kesişimde yaşayan bir bedenlenişe tekabül eder.”

Sevginin neden olduğu insanca karşılaşmada dinleme ve konuşmayı iç içe geçiren deneyim belki de köklerimizle temas edebildiğimiz yegâne deneyimdir. Egoların geri çekilmesi ve sevginin bizzat deneyimi… Hangi söz bana ait, hangi söz ötekine? Ben sensem, sen kimsin ve de ben kimim?

* Luce Irigaray, Doğmak, Fol Yayınları.

Paylaş:

İlgili Haberler