Dünya

MESEM’i dokunulmaz kılan ne?

04.05.2026 04:03 1 görüntülenme
MESEM’i dokunulmaz kılan ne?

Küresel mücadelenin sert virajlarından birindeyiz. Gelecek kaygısının yükseldiği, gelir adaletsizliğinin derinleştiği, savaş-çatışma alanlarının yeniden genişlediği bir sürecin sarsıntılarını yaşıyoruz.

Küresel mücadelenin sert virajlarından birindeyiz. Gelecek kaygısının yükseldiği, gelir adaletsizliğinin derinleştiği, savaş-çatışma alanlarının yeniden genişlediği bir sürecin sarsıntılarını yaşıyoruz. Teknolojik gelişmelerin yeni dünya sistemini nasıl şekillendireceği, karar mekanizmalarında insan ve yapay zekâ merkezli yapılar arasındaki denklemin nasıl kurulacağı da tartışmaların merkezinde. Demokrasi ile otokrasi arasındaki mücadeleyi de içeren bu küresel bunalımın ortasında ise ülkelerin güçlü bir gelecek için attıkları adımlar yaşamsal hale geliyor. Özetle, bugünün seçimleri yarının var oluşunu temelden belirleyecek türden. Eğitimden istihdama, sağlığa, çevre-doğaya, cinsiyet eşitliğine, şiddetle mücadeleye, savunma stratejilerine pek çok konuda izlenilecek politikalar, bunların teknolojiyle uyumu ayakta kalanlar ligini belirleyecek. Peki böylesine kritik başlıklar varken biz nelerle uğraşıyoruz? Akıl, bilim, laiklik, etik, liyakat odaklı politikalarla temeli güçlendirmek yerine çıkar-rant merkezli, itaat ve yandaş kültürünün pompalandığı bir dönemi neden geleceğimizin teminatı gençlere yaşatıyoruz?

MEB’in tarikatları okullara sokan politikalarıyla eleştiren, sorgulayan bir gelecek inşa etmek mümkün mü dersiniz? Eğitimde, istihdamda fırsat eşitliği konusunda karnemiz nasıl? Ya da MESEM gibi çocukları sermayeye ucuz işgücü olarak kullandıran, gerekli denetimlerin olmadığı işyerlerinde çalıştıran programlarla gençlere adalet, umut, güvenlik duygusunu verebilir miyiz? Sonuçsuz kalan tartışmalar arasında çocukları, kadınları koruyamayan bir sistemin girdabına girmişçesine çırpınıp duruyoruz.

MESEM’den son acı haberlerden biri de Hatay’dandı. 10. sınıf öğrencisi çalıştırıldığı pastanede elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi. Olayın yaşandığı gün derseniz; 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı! Yaşananlar “MESEM’i bir durduralım, sistemin yanlışı-eğrisi nerede” diye yetkilileri düşündürmeye itmiş bile değil. Hesabı sadece pastane sahibine kesmek sorunun çözümü olmasa gerek!...

Güçlü gelecek inşası için evrensel insan haklarının gözetilmesi, sosyal devletin sorumluluklarını üstlenmesi önemli. Ama ülkemizdeki tabloda, iktidar muhalefetin, uzmanların uyarılarını görmezden gelerek ideolojik temelli yaklaşımları sürdürme eğiliminde.

GENÇLERİN DERDİNİ DUYAN YOK

Gerçeğimiz ortada: Toplumun geniş katmanlarına yayılacak şekilde yoksulluk kronikleşiyor, kadına çocuğa şiddet artıyor; adalete, hukuka güven azalıyor, cezasızlık algısı yaygınlaşıyor. İktidarın çözüm paketinde ise yine “Aile Yılı” programı var. “Aileyi, ahlaki değerleri güçlendirelim, genç nüfus eğrisini kaybetmemek adına doğurganlığı artıralım” mesajları programın merkezinde. MEB’in Diyanet’le yürüttüğü ÇEDES programıyla birlikte aynı bakış açılarının bir örneği.

“Aileye özel” bir programa neden ihtiyaç var sorusunun yanıtı önemli. Sosyal, eşitlikçi bir devletin zaten ayrımsız toplumun her bireyini ve doğal olarak aileyi de temel haklar üzerinden koruma, güçlendirme sorumluluğu yok mu? Aileyi güçlendirmek için öncelikle toplumun temel sorunlarını çözmek, eşitlikçi yaklaşımı, gelir adaletini sağlamak gerekmez mi? Kadını “kuluçka” gören, evle sınırlandıran anlayış eşitlik, bireysel özgürlüklerin görmezden gelinmesi değil midir?... Gençlere niye evlenmiyorsunuz diye soranların derinleşen yoksulluğu, işsizliği görmemesi mümkün mü? Ya da kadına, çocuğa artan şiddetin, cezasızlık algısının, güçler ayrılığı terazisindeki aşınmanın yurttaşta geleceğe yönelik umutsuzluğu artırdığını fark etmemesi olağan mı?...

Gençlere “Haydi evlenin, en az üç çocuk yapın” sesleri TÜİK’in mart ayı geniş tanımlı işsizliğin yüzde 31.5’e çıktığı açıklamaları arasında uzaktan hoş ama boş bir seda gibi yankılanıyor. O nedenle muhalefetin meydanlarda yurttaşla buluşmalarında gençlerin yaşadığı kriz başlıklarına yönelik çözüm önerilerinin kapsayıcılığı, gerçekçiliği, sahaya yansımaları gelecek umudunun diri tutulması açısından da son derece önemli.

Paylaş:

İlgili Haberler